İstatistiksel İletişim Topluluğu'nun Bilgi Paylaşım ve Üretim Ortamı

Archive for the ‘Araştırma Makalesi’ Category

Hangi Devlet Üniversiteleri Ödeneklerini Girişimcilik Açısından Daha Etkin Değerlendiriyorlar?

2015-2017 Orta Vadeli Mali Planının açıklanmasıyla birlikte üniversitelerin 2015 yılı için ödenek teklif tavanları da belli oldu. Anadolu Ajansının haberine göre İstanbul Üniversitesinin 2015 yılı ödenek teklifi TBMM’nin ödenek teklifini geride bıraktı. En yüksek ödenek teklifi veren ilk 10 üniversite İstanbul Üniversitesi, Ankara Üniversitesi, Hacettepe Üniversitesi, Gazi Üniversitesi, Ege Üniversitesi, Dokuz Eylül Üniversitesi, Atatürk Üniversitesi, Anadolu Üniversitesi ve Marmara Üniversitesi şeklinde sıralandı. Bu 10 üniversitenin toplam ödenek teklifi, 105 devlet üniversitesinin toplam ödenek teklifinin %26,25’ini oluşturmakta. Yani tüm devlet üniversitelerinin yaklaşık %10’unu oluşturan bu kısım, ödeneklerin yaklaşık dörtte birini talep etmekte.

Bu durum aklıma şu soruyu getirdi: Acaba üniversiteler, özellikle de devlet üniversiteleri, talep ettikleri ödeneklerin hakkını ne derecede veriyorlar? Tabi ki üniversitelerin kalitesini ve başarısını ölçen pek çok ölçüt tanımlanabilir. Bazı üniversiteler mezun ettikleri öğrenci sayısı ile ön plana çıkarken, diğerleri yaptıkları bilimsel çalışmalarda, bir kısmı da ürettikleri yenilikler ve patentlerde başı çekiyorlar.

Bilindiği üzere TÜBİTAK 2012 yılından bu yana Girişimci ve Yenilikçi Üniversite Endeksini hesaplayıp yayınlamakta. TÜBİTAK bu endeks sayesinde her yıl Türkiye’nin en girişimci ve yenilikçi 50 üniversitesini belirlemeye çalışıyor. TÜBİTAK’ın belirttiği üzere

“Girişimci ve Yenilikçi Üniversite Endeksi ile üniversiteler, bilimsel ve teknolojik araştırma yetkinliği, fikri mülkiyet havuzu, işbirliği ve etkileşim, girişimcilik ve yenilikçilik kültürü ile ekonomik katkı ve ticarileşme boyutları altında 23 göstergeye göre sıralandı.”

sıralanmaktadır. Dolayısıyla bu endeks üniversitelerin ne derece yenilik ürettiğinin bir göstergesi olarak ele alınabilir. Ben de bu bağlamda üniversitelerin ödenek teklifleri ile girişimcilik ve yenilikçilik düzeyleri arasında nasıl bir ilişki olduğunu ölçmeye çalıştım. Bu sayede üniversitelerin talep ettikleri ödeneklerin hakkını girişimcilik ve yenilikçilik anlamında verip vermediklerini belirlemeye çalıştım.

Üniversitelerin 2015 yılı ödenek teklif tavanlarını (Milyon TL) Anadolu Ajansının haberinden aldım. 2014 yılı Girişimcilik ve Yenilikçilik endeksi değerlerini (%) TÜBİTAK’ın yayınladığı tablodan elde ettim. TÜBİTAK endeks puanına göre ilk 50 üniversitenin puanlarını açıklamakta. Bunlardan 15 tanesi vakıf üniversitesi olduğundan ve vakıf üniversiteleri bütçeden ödenek talep etmediğinden analize tabi tutabildiğim üniversite sayısı 35’e indi. Verileri SPSS paket programına girerek analiz ettim.

Bu değişkenler için bazı özet istatistikler ve kutu grafikleri Şekil 1’de verilmektedir. Şekil 1’den görüleceği üzere girişimcilik/yenilikçilik açısından veriler sağa çarpık bir dağılım göstermektedir. Bu durum girişimcilik/yenilikçilik puanlarının düşük değerlerde daha yoğun kümelendiği anlamına gelmektedir. Üniversitelerin yarısının girişimcilik/yenilikçilik puanı 40,75’in altındadır. Ayrıca ODTÜ’nün girişimcilik/yenilikçilik açısından diğer üniversitelere göre bir aykırı değer olduğu ve yüksek puana sahip olduğu da söylenebilir. 2015 yılı ödenek tavanlarının da sağa çarpık olduğu ve düşük ödenek talep eden üniversitelerin daha yüksek sayıda olduğu söylenebilir. Ödenek talebi açısından İstanbul Üniversitesinin bir uç değer olduğu, Ankara ve Hacettepe Üniversitelerinin aykırı değer oldukları ifade edilebilir. Bu üç üniversite, geri kalan 32 üniversiteye göre daha yüksek ödenekler (600 Milyon TL’nin üzerinde) talep etmektedir.

Şekil 1. Özet İstatistikler ve Kutu Grafikleri

Şekil 1. Özet İstatistikler ve Kutu Grafikleri

Talep edilen ödeneklere karşılık girişimcilik/yenilikçilik puanlarının serpme grafiği Şekil 2’de yer almaktadır. Şeklin görsel incelemesi sonucunda üniversitelerin ödenek ve girişimcilik/yenilikçilik açısından üç kümede toplandığı söylenebilir. Her kümenin girişimcilik/yenilikçilik ile ödenek taleplerine ilişkin ortalamalar ve standart sapmalar (parantez içinde) şekilde yer almaktadır. Bu ortalamaların kümelere göre anlamlı bir farka sahip olup olmadıkları tek yönlü varyans analizi ile test edilmiştir. %5 anlamlılık düzeyinde yapılan varyans analizinde hem talep edilen ödenekler hem de girişimcilik açısından grup ortalamaları arasında anlamlı farklar bulunmuştur (p-değerleri = 0,000). Bu farkların hangi gruplar arasında oluştuğunu belirlemek için ikili karşılaştırmalara geçilmiştir. Burada girişimcilik/yenilikçilik puanı açısından %5 anlamlılık düzeyinde (2) ve (3) numaralı kümeler arasında anlamlı bir fark tespit edilmemişken; (1) numaralı grubun diğer iki gruptan daha yüksek girişimcilik/yenilikçilik ortalamasına sahip olduğu tespit edilmiştir. Talep edilen ödenekler içinse %5 anlamlılık düzeyinde (1) ve (2) numaralı kümelerin ortalamaları arasında fark tespit edilemezken; (3) numaralı kümenin ortalamasının diğer iki kümeden anlamlı derecede yüksek olduğu belirlenmiştir.

Şekil 2. Talep Edilen Ödeneğe Karşılık Girişimcilik/Yenilikçilik Puanı

Şekil 2. Talep Edilen Ödeneğe Karşılık Girişimcilik/Yenilikçilik Puanı

Yukarıdaki ikili karşılaştırmalar sonucunda şu yorumlar yapılabilir: (1) numaralı küme genel olarak ödenek talebi düşük ama girişimcilik/yenilikçilik puanı yüksek olan üniversitelerden oluşmaktadır. Bu üniversiteler aldıkları ödenekleri girişimcilik/yenilikçiliğe dönüştürme açısından en etkin gruptadırlar.(2) numaralı küme hem ödenek talebi hem de girişimcilik/yenilikçilik puanı düşük olan üniversiteleri temsil etmektedir. Bu üniversiteler (1) numaralı kümeyle benzer ödeneklere sahipken, bu ödenekleri girişimcilik/yenilikçiliğe dönüştürme açısından daha düşük etkinlik seviyesindedirler. (3) numaralı küme ise ödenek talebi yüksek ancak girişimcilik/yenilikçilik puanı düşük olan üniversitelerden oluşmaktadır. Bu kümedekiler genel olarak ödenekleri girişimcilik/yenilikçiliğe dönüştürme açısından en düşük performansa sahiptirler.

Bu gruplarda yer alan üniversiteler Şekil 3’de verildiği gibidir. Küme içinde üniversitelerin sıralaması alfabetik olarak yapılmıştır. Buna göre Anadolu, Boğaziçi, İstanbul Teknik, Orta Doğu Teknik, Selçuk ve Yıldız Teknik Üniversiteleri ile Gebze ve İzmir Yüksek Teknoloji Enstitüleri en etkin devlet üniversiteleridirler. En az etkin olanlar ise Ankara, Ege, Gazi, Hacettepe ve İstanbul Üniversiteleridir. Özellikle bu iki küme karşılaştırıldığında, en az etkin olan üniversitelerin öğrenci sayılarının genellikle yüksek olan üniversitelerden oluştuğu görülmektedir. En etkin grupta yer alan Yüksek Teknoloji Enstitülerinde öğrenci sayıları genelde düşüktür. Bu durum öğrenci sayısındaki artışların girişimcilik ve yenilikçiliğin önünde bir engel oluşturabileceği şeklinde yorumlanabilir. Ayrıca yine etkin grupta yer alan ODTÜ ve Yıldız Teknik gibi üniversitelerin girişimcilik/yenilikçilik alanında daha etkin olmalarında mühendislik fakültelerinin önemli bir rol oynadığı da iddia edilebilir.

Şekil 3. Üniversitelerin Etkinlik Grupları

Şekil 3. Üniversitelerin Etkinlik Grupları

Bu çalışmada basit istatistiksel teknikler kullanılarak üniversitelerin talep ettikleri ödeneklere karşılık girişimcilik/yenilikçilik düzeyleri incelenmiştir. Tabi ki bu çalışma üniversitelerin etkinlikleri açısından kaba bir fikir sunmaktadır. Daha ayrıntılı ve hassas bir inceleme için üniversitelerin çeşitli girdilerinin (ödenekler, alan, öğretim üyesi sayısı vb.) ve çıktılarının (yayın sayısı, mezun sayısı, paten/ödül sayısı vb.) birlikte ele alındığı bir çalışma yapılması gerekmektedir. Bu sayede hangi girdilerde kısıntı veya hangi çıktılarda artış yapılarak üniversitelerin etkinliklerinin yükseltilebileceği belirlenebilir.

Buna karşın yaptığımız çalışma bazı devlet üniversitelerin ödeneklerini girişimcilik/yenilikçiliğe dönüştürmede diğer devlet üniversiteleri kadar etkin olmadığını göstermektedir. Temennimiz üniversitelerin benzer incelemeleri kendileri için yaparak eksik yönlerini belirleyebilmeleri ve gelecekte daha iyi noktalara gelebilmeleri yönündedir.

Reklamlar

Canlı İnternet İstatistikleri

İnternetle ilgili istatistikleri canlı sunan siteler, yeterince hızlı hareket edebilmenin bile geri kalmak anlamına geldiğinin basit birer örneği gibi.

İnternet ve onunla ilgili güncel istatistiklere ulaşmak yakın zamana kadar kolay değildi. Çoğunlukla araştırma şirketlerinin ya da kar amacı gütmeyen kurumların raporlarına bel bağlanıyordu. Ancak artık bu konuda da “canlı” veriler sunan web siteleri oluşmaya başladı. Hatta bazı web siteleri, anlık güncelleme yapan bu istatistikleri sunan sayaçlarını lisanslıyorlar. Yani dileyen parasını ödemek koşuluyla bu bilgileri kendi web sitesinde kullanabilir.
Bu tür web sitelerinden olan internetlivestats.com sitesine göre bu yazının kaleme alındığı gün itibariyle internetle ilgili güncel bazı bilgiler şöyle.
• Toplam internet kullanıcı sayısı: 2 milyar 979 milyon 958 bin 700

• Toplam web sitesi sayısı: 1 milyar 71 milyon 893 bin

• Bugün gönderilen eposta adedi: 98 milyar 805 milyon

• Bugün yapılan Google arama adedi: 1 milyar 860 milyon

• Bugün yazılan blog yazıları: 1 milyon 705 bin

• Bugün gönderilen tweet sayısı: 315 milyon 925 bin

• Bugün Youtube’da izlenen video sayısı: 3 milyar 639 milyon 910 bin

• Bugün Instagram’a yüklenen foto sayısı: 55 milyon 155 bin

• Bugün Tumblr sitesine yükleme sayısı: 61 milyon 631 bin

• Aktif Facebook kullanıcı sayısı: 1 Milyar 307 milyon 348 bin

• Aktif Google+ kullanıcı sayısı: 646 milyon 940 bin

• Aktif Twitter kullanıcı sayısı: 299 milyon 660 bin

• Aktif Pinterest kullanıcı sayısı: 47 milyon 500 bin

• Bugün yapılan Skype arama sayısı: 63 milyon 444 bin

• Bugün hacklenen web sitesi sayısı: 21 bin 500

• Bugün satılan bilgisayar adedi: 360 bin 700

• Bugün sayılan akıllı cep telefonu adedi: 1 milyon 785 bin 622

• Bugün satılan tablet adedi: 330 bim 180

• Bugünkü internet trafiği: 969 milyon Gb

Aynı web sitesinde bir saniyede yapılan işlem adetleri de yer almakta. Örneğin 1 saniyede

• Gönderilen tweet adedi: 7 bin755

• Instagram’a yüklenen foto adedi: Bin 351

• Skype’ta yapılan konuşma adedi: Bin 548

• İnternet Trafiği: 23 bin 575 Gb

• Google’da yapılan arama adedi: 45 bin 713

• Youtube’de izlenen video adedi: 89 bin 224

• Gönderilen eposta adedi: 2 milyon 337 bin 373

Bu istatistikleri yukarıdaki gibi hareketsiz bir kağıt levha üzerinde değil de sürekli artan birer sayaç olarak bir ekranda izlemenin yarattığı etki daha farklı oluyor. Yeterince hızlı hareket edememenin geride kalmak anlamına geldiğini bu sayaçları izlerken kolayca anlayabiliyor insan.

Tanol Türkoğlu – Cumhuriyet Bilim ve Teknik

Adsız

Ölçümöteyi* Arayan Adam: Prof. Dr. Necati İşçil

AdsızGazi Üniversitesi İstatistik Bölümünün koridorlarında yıllardır birinin hayaleti dolanıyor. Dersliklerde, akademisyenlerin odalarında, koridorlarda hep aynı adam, onu gördüğümü söylüyorum, arkadaşlarım inanmıyorlar bana. Tam onlara gösterecekken kayboluyor. Hep bir şeyler anlatmak istiyor gibi. Yolda nereye gideceğini bilemeden avare düşünürken yolu gösteriyor. Derste tahtada hocaların kulaklarına bir şeyler fısıldıyor. Bir gün, kütüphanede bir kitap ararken, kütüphanenin alt katlarında kalmış, unutulmuş bir kitaplıkta bir kitap gülümsedi bana “Ticaret Aritmetiği ve Mali Cebir”. Açtım sayfalarını karıştırdım. Kitabın yeşil kapağı üzerinde Prof. Dr. Necati İşçil yazıyor. Kim bu Necati İşçil? İnternetten arayıp fotoğrafına ulaştığımda şaşkınlığımdan küçük dilimi yutacaktım. Bu oydu yıllardır gördüğüm o adam, fotoğrafta öylece karşımda duruyordu…

Sonradan Gazi Üniversitesi İstatistik Bölümünün kurucusu olduğunu öğrendiğim Prof. Dr. Necati İşçil’i yakın çalışma arkadaşlarından dinleme fırsatım oldu. Prof. Dr. Necati İşçil’in asistanlığını yapan Prof. Dr. Özkan Ünver, Prof. Dr. Alptekin Esin ve Doç. Dr. Mustafa Y. Ata’dan hocanın hayatı hakkında ayrıntılı bilgi sahibi oldum. İşte o konuşmalardan arta kalanları da sizlerle paylaşıyorum.

Akademisyenliğe ilk adım

Prof. Dr. Necati İşçil, İstanbul İktisadi ve Ticari İlimler Akademisi’nde okuduktan sonra bir dönem İtalya’da bulunuyor. O dönemde kalite yönetimiyle adından oldukça söz ettiren bilim insanı William Edwards Deming ile bir süre çalışıyor. İkinci dünya savaşının patlak vermesi üzerine Türkiye’ye dönüyor. Devlet İstatistik Enstitüsünün kuruluşunda yer alıyor, bir dönem DİE Başkanlığı görevini yürütüyor. 1945 yerel seçimlerinde Burdur Belediye başkanlığı için aday oluyor. 1945 -1947 yılları arasında Burdur Belediye Başkanlığı görevini yürütüyor. Ardından 1956 yılında Ankara İktisadi ve Ticari İlimler Akademisi bünyesindeki “İstatistik ve Tatbiki Matematik Kürsüsü”de akademisyenlik hayatına başlıyor. “İstatistik ve Tatbiki Matematik Kürsüsü” 1978 yılında “İstatistik ve Temel Bilimler Fakültesi”ne dönüştürülüyor. Hoca bu süreçte akademisyenliğe devam ediyor. Ta ki Gazi Üniversitesi kurulana kadar…

Alptekin Esin o yılları şöyle anlatıyor: Necati Hoca, Türkiye İstatistik Enstitüsünün kuruluşunda yer almıştır. O dönemde örnekleme alanında en yetkin kişilerden biriydi, hatta tekti diyebilirim. Akademiye başlamadan önce DİE (Devlet İstatistik Enstitüsü)’de çalışmasının yanı sıra, bir dönem İtalya’da bulunmuş ve o süreçte kalite yönetimiyle adından oldukça söz ettiren bilim insanı William Edwards Deming ile birlikte çalışmıştır.

İlk defa 1962 yılında DİE’de bir sertifika eğitimi sırasında tanıştım Necati İşçil hocayla. Daha sonra 1968 yılında akademide A.İ.T.İ.A. (Ankara İktisadi ve Ticari İlimler Akademisi) asistanlığa başlamamla birlikte daha yakından tanıma fırsatı buldum.Necati İşçil Hoca, A.İ.T.İ.A., İstatistik Enstitüsü’nün ilk kurucusudur. Benim tanıştığım dönemde de bölüm başkanlığı görevini yürütüyordu. O dönemde asistan arkadaşım Özkan Ünver’le birlikte, Necati İşçil hocayla aynı odada çalışırdık. Necati Hocam bizi devamlı çalışmaya yönlendirir, bilemediklerimizi, anlayamadıklarımızı büyük bir sabırla anlatmaya çalışırdı…

Akademide Temel İstatistik ve Örnekleme Dersleri

Prof. Dr. Necati İşçil akademisyenlik hayatına adım attıktan sonra canla başla öğrencilerine istatistiği öğretmek için uğraştı. Asistanlarına her gün iki, üç saat ayırarak onların iyi yetişmelerine yardımcı oluyordu.

Alptekin Esin: Akademide Örnekleme ve İstatistik derslerini anlatırdı. Ben bugüne dek o kadar güzel ders anlatan, o kadar güzel tahtayı kullanan, öğrencileri derse bağlayan bir hoca daha görmedim. Kendime hep onu örnek aldım. Sınavları tek tek kendisi okurdu. Asistanı olarak Özkan ile ben sadece sınav notlarını çizelgeye geçirirdik. Birde uygulama derslerine Özkan ile birlikte katılırdık. Otoriter bir insandı. Herkesi etkileyen bir saygınlığı vardı. Fakat öyle yapay bir saygınlık değil, gerçekten saygı duyardık ona.

Mustafa Y. Ata: ODTÜ’de Yalçın TUNCER, Zeki AVRALIOĞLU gibi değerli hocalardan lisans eğitimi aldım. Daha sonra askerden döndükten sonra A.İ.T.İ.A., tatbiki matematik kürsüsüne yüksek lisans için başvuruda bulundum. O dönemde çalışıyordum fakat dinlemekten zevk duyduğum istatistikten ayrı kalmamak için yüksek lisansa başvurmuştum. Bu vasıtayla Necati İŞÇİL hocayı ilk defa enstitüde gördüm. İlk dersine girdikten sonra istatistik yolculuğumda yeni bir pencere açılmıştı.

Necati Hoca’nın ilk dersi temel istatistik dersiydi fakat çok farklıydı herkesten. Ortalamayı bile üç saat anlatırdı. Önceden izlediğim derslerde beş dakikada es geçilen noktalar Necati Hocanın ışığıyla aydınlanıyordu. Derste tahtayı kullanımı, felsefesi, anlatımı muhteşemdi. Daha sonra asistanlığa başladıktan sonra Necati Hocadan diz dize eğitim aldım diyebilirim. Her gün öğleden sonra iki – üç saat beni çalıştırır, anlamadığım yerleri sabırla cevaplandırırdı. Sözcükler üzerine düşünmeyi ilk olarak o bana öğretti. Çok iyi Osmanlıca bilirdi. İngilizce ve eski Türkçe bilgisiyle istatistik kavramlarını inceler üzerine felsefe yapardı.

Özkan Ünver: O zamanlar pek çok öğrenci dersinden kalmasına rağmen sınav kâğıtlarına hiç itiraz olmazdı. Çünkü hoca kâğıtları büyük titizlikle iki, üç kez okur, tek tek incelerdi. Adalet onun için çok önemliydi, her zaman adil olmaya çalışırdı. Bizde asistanları olarak onun bu erdemli davranışlarını kendimize örnek aldık.

Tesadüfî Değişken Üzerine

Necati İşçil Hoca asistanlarının en iyi şekilde yetişmesi için oldukça çaba gösterir ve tüm soruları bildiği kadarıyla, sabırla cevaplandırmaya çalışırmış. Günlerden bir gün konu “tesadüfî değişken” kavramına gelmiş.

Mustafa Y. Ata: Bir gün “tesadüfî değişken” kavramı üzerine konuşurken “Hocam, ben hayatta tesadüflere inanmıyorum” demiştim. Hiçbir şey demeden uzun uzun dalmıştı. Hiçbir şey demedi ama ben muhtemelen benim gibi düşündüğünü, fakat bir bilim insanı olarak bu konu üzerine konuşmak istemediğini anladım. Sonradan bilim felsefesi üzerine okumalarım sırasında, bu konu üzerine daha fazla düşünmeye ve kanaat oluşturmaya, hocamın o derin susuşuna hak vermeye başladım.

“Oğlum biz anlayabildiğimiz kadarını aktardık.”

O dönemde çok iyi istatistik bilgisine sahip Prof. Dr. Necati İşçil meraklı istatistik bölümü asistanları ve öğrencilerinin sorularını yanıtlarken “Bilmiyorum” demekten çekinmezmiş. M. Yavuz Ata onu “Sadece anladıklarını anlatan” adam olarak tanımlıyor.

Mustafa Y. Ata: Bir gün bana bir soru yöneltti “Varyansın birimi var mıdır?”. Bu soru üzerine afallamıştım. Kem küm “evet” cevabını verdim. Daha sonra gülümseyerek varyansın birimi olmadığını ve nedenlerini sabırla anlatmıştır bana. Hemen hemen bilimsel her konuda tartışırdık. Birçoğunda doyurucu cevaplar alırdım ondan. Her zaman, gerçekten anladığı şeyleri anlatırdı. Anlayamadığı noktalarda bilmediğini söylerdi. Bir gün sorduğum bir soruya cevap verememesi üzerine “Oğlum biz anlayabildiğimiz kadarını aktardık.” demişti. O dönemde Türkiye koşullarında son derece iyi istatistik bilgisine sahip ve öğrencilerine bu bilgileri sonuna kadar aktarmaya çalışan çalışkan bir insandı.

Nevi Şahsına Münhasır Kişilik, İlkeli Bir Yönetici

Prof. Dr. Necati İşçil bölüm başkanlığı sırasında kuralcı ve adaletli yönetimiyle hatırlanıyor. Karakterinden ve davranışlarından kaynaklı bir saygınlıktan söz ediyor tanıyanlar. Herkesin ortak görüşü Necati Hoca “akil bir insandı” yönünde.

Alptekin Esin: Necati Hocayı kelimelerle tarif etmek çok zor, her yönüyle adam gibi adamdı. Disiplinli, ilkeli, çalışkan, verdiği sözü tutan bir insandı. Ben ve benim gibi pek çok insanın yaşamını etkilemiştir. Kişisel olarak beni ve çevresindekileri etkileyen en önemli özelliği; kesinlikle hak yemezdi. Liyakate çok önem verirdi. Bu özelliği, akademide üst düzey makamlarda yer almasa bile önemli konularda “danışılan insan” özelliğini katmıştır. Bir dönem ABD’den burs kazanmıştım. Kendisine bu durumu anlatıp ABD’ye gideceğimi söylediğimde, bana karşı çıkıp, benden daha önce asistan olan Özkan Ünver’in bursla ABD’ye gitmesi gerektiğini, eğer buna rağmen gideceksem önce akademiden istifa edip gitmemi söylemişti. Başka bir olay daha geldi aklıma. Doçentlik sınavı için Bursa’da bulunuyoruz. Benimle birlikte Erkan Öngel arkadaşımda Doçent olacak. Sınav yapılacak binaya gittiğimizde Erkan’ın doçentlik jurisi hazırdı fakat benim sınavımı yapacak juriden bir kişi geç kalmıştı. Normalde Erkan’ın sınavını hemen yapabileceklerken, O Erkan’ın jurisini bekleterek Erkan’dan daha kıdemli olduğum için önce benim sınavım bittikten sonra onun sınavını başlatmıştı. Bu konularda öylesine hassas bir insandı rahmetli. Kıdeme ve usule çok dikkat ederdi. Hiç hak yemezdi, bölümdeki, akademide ki herkese eşit davranırdı. Hiçbir zaman arkadan konuşmaz hataları bir bir insanların yüzüne söylerdi.

Mustafa Y. Ata: Aydın bir insandı, ilkeliydi, kuralcıydı. Herkes onun yönetiminde ne olacağını iyi bilirdi. Örneğin o dönemde her yıl bir asistan yurtdışına giderdi. Orada kıdemlilere öncelik tanırdı, kıdem sırasına göre her yıl bölümden bir kişiyi yurtdışına göndermiştir. Verdiği işlerin layıkıyla yapılmasını isterdi. Bende Necati Hoca’nın asistanlığını yaptığım dönemlerde hiçbir işi aksatmamaya çalışırdım. Bazen gece yarılarına kadar akademide kaldığım olurdu. Yine çok çalıştığım bir günün sabahında yanıma geldi. Sözüne uymayacağımı bildiği halde “Mustafa, yapılacak işlerden birini bozda rahat edesin” dedi.

Çok güvenilir bir insandı. Öyle ki akademiler arası kurul, doçentlik jurilerinin belirlenmesi işini ona verirdi. O dönemde bende jurilerin belirlenmesi için hocaya yardım etmiştim. Belirlediğimiz jurilere hiç itiraz gelmedi. Hep adaletli davranırdı. Yaptığımız bu çalışma sonrası, akademiler arası kurulun yemeğine hoca beni de çağırdı. Şaşırdım, çünkü o dönem kurulda Türkiye’nin en önemli bilim insanları yer alıyordu. Korkuyla hazırlanarak hocayla birlikte yemeğe gittim. Utana sıkıla masanın bir köşesine sığınmaya çalışırken. Necati Hoca kolumdan tutarak yanına oturttu ve ayağa kalkarak beni kurula tanıttı. Bu benim için akademik hayatımda yaşadığım onurların en büyüğüdür.

Özkan Ünver: Necati İşçil, anlatması zor, ilginç bir insandı. Fakat hayatı boyunca hiç vazgeçmediği üç temel esası vardır ki, onlar “adalet, objektif olmak, kararlılık” bu üç özelliğinden ölene dek vazgeçmedi. Dürüst, güvenilir bir insandı.

Her sabah saat sekiz’de akademiye gelir akşam beş’e kadar çalışırdı. O dönemde asistanlar az maaş alıyordu. O sebeple ek iş yapar, bölüme bazen uğrarlardı. Biz hocanın asistanları olarak her sabah dokuz’da bölümde olurduk. Dokuz’u bir dakika dahi geçse hoca çok kızardı. O konularda çok titizdi. Tatlı sert bir mizacı vardı. Herkes ona duyduğu saygıdan dolayı çekinirdi. Fakat bunun yanı sıra insani yönleri çok gelişmişti.

Mesai Saatleri

Prof. Dr. Necati İşçil bölüm başkanlığı sırasında mesai saatlerine verdiği önemle hatırlanıyor.

Mustafa Y. Ata: Asistanlığını yaptığım süreçte kesinlikle çantasını taşıtmaz, paltosunu tutturmazdı. Çok mütevazı bir insandır. Necati İşçil her zaman benim için örnek bir insan olmuştur. O gittikten sonra profesör olmak için şevkimi arttıracak başka biri çıkmadı. O dönemde mesai saatlerine çok önem verirdi. Ben gece yarısına kadar çalıştığım için geç gelirdim. Bana bir şey demezdi ama bölümde diğer arkadaşlarımı mesai saatlerine uymaları konusunda uyarırdı. Yine geç geldiğim günlerin birinde asansörle yukarı çıkarken Necati Hocanın sesi binada yankılanıyordu. Asansörün kapısı açıldığında tüm bölüm asistanları tek sıra halinde dizilmiş vaziyette mesai saatlerine uymadıkları için fırça yiyorlardı. Hoca benimde içlerinde olduğumu düşünmüş olacak ki beni asansörden inerken görünce lafını bitirip odasına girdi. Herkes o dönemde çok katı olarak bilirdi hocayı, fakat o kadar katı bir insan değildi. Sadece verilen işlerin hakkıyla yapılmasını isterdi.

Bilimsel Kitapları

Prof. Dr. Necati İşçil’in akademik hayatı boyunca yayınladığı üç kitap vardır. “Örnekleme Yöntemleri”, “Temel İstatistik”, “Ticaret Aritmetiği ve Mali Cebir”

Mustafa Y. Ata: Necati İşçil hocanın halen kitaplığımda en önde duran “Temel İstatistik” kitabı vardır. Kavramları muhteşem anlatır, şiirsel bir dili vardır. Fakat vefat ettikten sonra öğrencileri o kitabı okutmadı ve kitap atıl vaziyette kaldı. Bu durum beni çokça üzmüştür. Ayrıca birde Örnekleme kitabı yazmıştı. Bu eserler gerçek telif esere örnek teşkil eden çok değerli kitaplardır gerçekten.

Üstünden yıllar geçmesine rağmen halen eskimediğini düşünüyorum. Örneğin “Ticaret Aritmetiği ve Mali Cebir” kitabında “Aritmetik ve Geometrik dizi” anlatımını hiç unutmam. Tekrar tekrar açıp okumuşumdur.

YÖK kurulur, Prof. Dr. Necati İşçil emekli olur

1981 yılında YÖK’ün kurulmasıyla Prof. Dr. Necati İşçil yaş haddine gelmeden emekli olmuştur.

Alptekin Esin: Akademi dağılıp, YÖK kurulduktan sonra yeni düzene pek alışamadı ve üniversiteden ayrıldı. Bizde o dönemde Gazi Üniversitesi Fen Fakültesine geçtik bölüm olarak. Yeni bir bölüm başkanı atandı. Bir kısım arkadaşım Gazi İİBF Ekonometri bölümünde kaldılar.

Günlük Hayatta Necati İşçil

Mustafa Y. Ata: Okul dışında evinde de zaman zaman ağırlamıştır. Dışarıda arkadaş gibidir. Sofrada ölçüyü kaçırmadan bir, iki duble rakı içerdi. Özenle yaktığı piposunu da hiç unutmam…

Özkan Ünver: Asistanı olduğum yılları mutlulukla anımsıyorum. Çok güzel zamanlar geçirdik. Sosyal yönü çok gelişmiş birisiydi. Onunla her konuda konuşabilirdiniz. Bizlerle uzun uzun konuşur, tecrübelerini aktarırdı. O zamanlar gençtik onu pek fazla anlayamıyorduk ama sonradan o konuşmalar daha da anlamlandı. Hiç kompleksi yoktu. Çalışmak ve ilerlemek tek düşündüğü şeydi. Her zaman “Benden sonra gelenler beni geçmeli” derdi. Aile hayatı da tıpkı iş hayatı gibi düzenliydi. Hanımı ve çocuklarını mutlu etmek, başarılı kılmak için çok emek harcamıştır. Hanımefendi çok kıymetli birisiydi, çocukları da çok değerlidir. Necati İşçil bir semboldür. En zor zamanlarda onun görüşleri ilaç gibi gelir, her soruna bir çözüm önerisi mutlaka getirirdi. Çok iyi hukuk bilgisine sahipti. O sebeple verdiği kararlarda genelde adaletli olurdu.

Anılar

Alptekin Esin: Akademik çalışmaların yanı sıra bize hayatı da öğretti. Bir olay anlatayım size, her zaman hocanın daktilo işlerini ben yapardım. Her hafta makaleyi yazıp hocaya kontrol ettirirdim. Bir gün, bir şekilde yazdığım kâğıt kaybolmuş. Hoca kâğıdı bulamayınca sordu “Bu haftaki yazılar nerede?”. Bende yazıp verdiğimi söyledim. Fakat kâğıtlar bir şekilde kaybolmuştu. “O zaman kopyasını getir” dediğinde şaşırarak kopyası yok demiştim. Hocada bana bu tip makaleleri yazarken araya karbon kâğıdı koyarak bir kopyasını daha almam gerektiğini anlatmıştı. Bunun gibi bize hayatı da öğrettiği çokça örnek vardır. Otoriterdi fakat kesinlikle asistanı olarak bizlere çantasını taşıtmaz, paltosunu bile tutturmazdı. Çok mütevazı bir insandı.

Özkan Ünver: Hayatımın en güzel on, on iki gününü onunla birlikte İngiltere’de geçirdim. Akademik bir toplantı için İngiltere’de bulunmuştuk. İngiltere’ye gittiğimde hep orta gelirli Kıbrıslı Türk bir ailenin evinde kalırdım. Hocayla da aynı evde kaldık. Hiç unutmam hoca oda kirasından daha fazlasını ödemiş, fiyata dâhil olmasına rağmen biz fazlaca tüketiriz diye yanında viski, rakı ve neskafe’de götürmüştü. Bonkör bir insandı. Ev sahipleri de bu jestimize karşılık bize Londra’yı gezdirmişlerdi.

Son Dönemleri

Mustafa Y. Ata: Üzüntüyle anımsadığım son zamanlarında, beyin kanaması geçirerek uzun süre komada kalmıştı. Necati Hoca’nın kızı da o dönemde evlilik arifesindeydi. Hoca, umutların tükendiği bir anda komadan çıktı. Normal hayata döndü. Hatta bir gün onu, o dönemde konteynerda eğitim verdiğimiz istatistik bölümüne getirmiştim. Daha sonra hoca kızını evlendirdi ve vefat etti. Bu olayda geriye dönüp bakınca çok ilginç gelir bana…

Gökyüzüne Mesajlar…

Alptekin Esin: Necati İşçil hocam hayatımda çok önemli bir yere sahip çok saygı değer bir hocamdı. Her zaman saygı ve sevgiyle yâd ederim kendisini. Okul dışında dert dinleyen, bir arkadaş gibiydi. İstatistik bölümünün bugünlere gelmesi, istatistik biliminin Türkiye’de ilerlemesinde önemli pay sahibidir. Onu tanımaktan, onun asistanı olmaktan ömür boyu mutluluk duyacağım…

Özkan Ünver: O dönemde Akademi’de ders veren hocaların birçoğu Türkiye’de üniversite sisteminin gelişmesinde çok büyük katkılar sağlamışlardı. Necati İşçil Hoca’da çok değerli, saygın bir bilim insanıydı. Kendisini her zaman saygı ve sevgiyle anıyorum…

Mustafa Y. Ata: Her yönüyle örnek, deneyimli, adaletli bir bilim insanıydı. Keşke daha genç yaşta asistanı olabilseydim, keşke onu daha erken tanıyabilseydim…

*ölçümöte: parametre

Derleyen: Alican Özer

Anselmus’un Ontolojik Tanrı Kanıtlaması

Anselm-CanterburyVitPascal’ın Büyük Kararı’nı okuduktan sonra kafamda birçok soru belirmişti. Onlardan bazılarına cevap buldum, bazılarına halen cevap bulamadım. Bu sorulardan bir tanesi de “Pascal’ın 17. Yüzyılda düşündüğü bu oyunun başlangıcını felsefe tarihi içerisinde kimler yapmıştı acaba?” Felsefe Tarihine baktığımızda ilk çağlardan bu yana gündemde olan bu konunun en belirgin şekilde ortaya çıktığı ve tartışmaların alevlendiği dönemin Orta çağda yaşayan filozof Anselmus döneminde, Anselmus’un Tanrıyı akılla kanıtlamaya çalışma çabalarında görüyoruz. Bu yazımda kısaca Anselmus’un yaşamından ve “ontolojik tanrı kanıtlamasından” bahsedeceğim. Bu konuda yeterli okuma yaptığım ve düşüncelerimin yeni şeyler yazmak için olgunlaştığını söyleyemem fakat farklı kaynaklardan derlediğim bilgilerle bu konuya yüzeysel giriş niteliğinde bir makale yazdım. İlerleyen süreçte bu konuya ilişkin daha kapsamlı makaleler yazacağım.

Anselmus Kimdir?

Anselmus, (Aziz Anselmus) 1033-1109 yılları arasında yaşamış olan ve Tanrı’nın varlığına ilişkin ontolojik kanıtıyla tanınan Hristiyan filozof, başrahip, keşiş. Canterburyli Anselmus, Skolâstik düşüncenin kurucusu sayılabilir. 27 yaşındayken Abbey of Bec kilisesine girdi ve 1079’da başrahip oldu. 2. William tarafından Canterbury Başpiskoposluğuna atandı. 1097 ve 1100 arasında sürgün edildi. 1105 – 1107 arasında devletle kilise arasındaki “üniforma çatışmasına” maruz kaldı. Kilise 1720 yılında Anselmus’u “Doctor of the Church” olarak deklare etti. Bu unvan teoloji ve öğretiye katkıları olanlara verilen bir unvandır.

Anselmus’un felsefesine kaynaklık eden yapıtlar “Doğru Üzerine Konuşma”, “Yaradanın özü üzerine monolog”, “Tanrı – İnsan Neden?” dir.

Bu yapıtların içinde Tanrı’yla ilgili görüşlerini derli toplu yansıtan paragraflardan birisi 1077’de Monologion (Yaradanın özü üzerine monolog) adlı eserinde görülür:

“If anyone does not know, either because he has not heard or because he does not believe, that there is one nature, supreme among all existing things, who alone is self-sufficient in his eternal happiness, who through his omnipotent goodness grants and brings it about that all other things exist or have any sort of well-being, and a great many other things that we must believe about God or his creation, I think he could at least convince himself of most of these things by reason alone, if he is even moderately intelligent.”

Ontolojik Tanrı Kanıtlaması

Anselmus öğretisinde Augustinus’un izinde yürümüş, ondan aldığı “Anlamak için inanıyorum” önermesine açık ve kesin bir anlam kazandırmış; inancın en yüksek sırlarını akıl ile temellendirmeye çalışmıştır. Ona göre bilgi doğru yargılarla kurulup gerçekleşir. “Mutlak bir varlık” olmalıdır ki “varolan şeyler” de ona katılsınlar, ondan pay alıp varlık kazanabilsinler. Yine bunun gibi, bir “mutlak iyi”, bir “mutlak değer” yoksa “iyi olan”, “değerli olan” bir şey de olamaz. Demek ki, bir “mutlak varlık”, bir “mutlak iyi”, yani Tanrı vardır. Bu düşünce dizisine göre var olmalıdır. İşte bu bir Tanrının varlığını tanıtlama denemesidir.

Tanrı’nın var olduğunu temellendirmek için ileri sürdüğü bir başka yolda “Ontolojik Tanrı Kanıtlaması”dır. Bu kanıtlamayı kısaca açıklamak gerekirse, Tanrı kavramından Tanrının var olduğu sonucu şöyle çıkarılır: Kavramına, tanımına göre Tanrı, “en yetkin varlık”tır.  Tanrının var olmadığını düşünürsek, Tanrı “en yetkin varlık” olmaz artık. Çünkü “bir şey”, yani “var olmak” niteliği, yüklemi eksilmiştir kendisinden. Bununla da “eksik” bir varlık olmuştur Tanrı; bu da tanımı ile çelişyik. Öyle ise, “en yetkin varlık” olan Tanrı’nın “varolması” gerekir.

Büyük ölçüde Macit Gökberk hocanın konuyla ilgili anlatımından yararlanarak konuyu kısaca özetlemeye çalıştım. Bu, inanç ve akıl bilgisini bağdaştırma, din ile felsefeyi uzlaştırma denemesi kilise tarafından olumlu karşılanmamıştır. Zaten kısa bir süre sonra kilise bu düşünceleri mahkûm etmiştir. Bu konuyla ilgili aşağıdaki okuma listelerinden daha ayrıntılı yararlanabilirsiniz.

Yararlanılan Kaynaklar ve Okuma Önerisi

Gökberk, Macit (2013) Felsefe Tarihi, Remzi Kitabevi

Adugit, Yavuz (23.06.2014)  İnanç İle Akıl İlişkisi Açısından Anselmus, http://dusundurensozler.blogspot.com/

Wikipedia, Anselm of Canterbury – Doctor of the Church – Investiture controversy

ANSELM, Basic Writings , (Çev: S.N. Deane), Open Court Publishing Company, La Salle, 1962.

ANSELMUS, Hakikat Üzerine, Ortaçağda Felsefe, (çev: Betül Çotuksöken, Saffet Babür), Kabalcı Yayınları, İstanbul, 1989.

ÇOTUKSÖKEN, Betül, BABÜR, Saffet, Ortaçağda Felsefe , Kabalcı Yayınları, İstanbul, 1989.

ÇOTUKSÖKEN, Betül, Ortaçağ Yazıları , Kabalcı Yayınları, İstanbul, 1993.

GİLSON, Etienne, Ortaçağ Felsefesinin Ruhu , Açılımkitap, İstanbul, 2003.

KABADAYI, Talip, A Misconception of Anselm’s Ontological Argument in the Medieval Era, Hacettepe Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Dergisi, (Cilt 15, Sayı 2, Aralık), Ankara, 1998.

12.06.12.01.cimbilir

ÜCRETLİ ALAN GÖREVLENDİRMELERİ NE DENLİ ADİL

BİR ÖRNEK OLAY ÜZERİNDEN KONUYA GİRİŞ

ÖZET

Bu çalışmada, 2011 AN Çalışması temel alınarak ücretli alan görevlendirmeleri ile veri girişleri arasında iyi bir yönetici özelliklerinden sayılan eşitlik, adillik, hakkaniyet gibi soyut kavramlara ne denli uyum sağlandığı parametrik ve parametrik olmayan sınama istatistikleri aracılığıyla gösterilmek (farklı bir bakış getirilmek) istenmiştir. Çalışmaya göre söylemle gerçekleşenin ayrıştığı, başka bir deyişle alan görevlendirmeleri ile masa başı ya da veri giriş görevlendirmeleri arasında anlamlı ayrım noktaları vardır. Son olarak adil bir görevlendirme örneği sunularak söz konusu istatistikler bir kez daha hesaplanmış, adil görevlendirmenin olanaklılığı gösterilmek istenmiştir.

 Anahtar kelimeler: Oran sınaması, Pearson ilişki katsayısı, iki örnek ortalamasına ilişkin t sınamaları, Ki-kare bağımsızlık sınaması, Spearman sıra ilişki katsayısı.

12.06.12.01.Ak.Ar.cimbilir