İstatistiksel İletişim Topluluğu'nun Bilgi Paylaşım ve Üretim Ortamı

Archive for the ‘Gördüğüm Düşler ve Gerçekler’ Category

Dünyadaki Ölümcül Ebola Virüsünün Büyüklüğünü Gösteren 14 Rakam

Dünyadaki Ölümcül Ebola Virüsünün Büyüklüğünü Gösteren 14 Rakam

Ebola’nın yıkıcı etkileri 6 ay boyunca Batı Afrika’da hüküm sürdü. Bebek ölümlerinin artması ve etkilerinin artması üzerine sağlık kuruluşları dünyayı Ebola’ya karşı uyardı.

Salgınla mücadele için geçen hafta ABD askerlerini göndereceğini açıkladı. Geç bir müdahale olsa bu durum önemlidir.

WorldPost Ebola’nın ciddiyetini ortaya dökmek için bazı istatistikler topladı.

2400

12 Eylül 2014 itibariyle tahmin edilen Ebola ölümlerin sayısı.

4784

12 Eylül 2014 itibariyle raporlanan Ebola vakaların toplam sayısı.

2

Virüsü insandan alan hasta sayısı. Yetkililer virüsü insanların hastalıklı hayvanlardan aldığına inanıyor.

5

Ebola vakası bildirilen Batı Afrika ülkesi sayısı.

12 – 18 ay

Salgının tahmini devam edeceği süre.

12700

Dünya Sağlık Örgütü’nün Ebola’yla mücadele için çağırdığı sağlık çalışanı sayısı.

3000

ABD’nin göndereceği askeri personel sayısı.

$1,000,000,000

BM yetkililerine göre Ebola’yla mücadele için önümüzdeki aylarda gereken para.

400,000

ABD’nin salgından etkilenen dört Batı Afrika ülkesine dağıtacağı koruyucu ev kitlerinin sayısı.

178

Ebola’nın ilk patlak vermesinden bu yana geçen gün sayısı.

%52

Batı Afrika’da Ebola’dan yaklaşık ölüm oranı. Uygun tedavi yöntemleriyle büyük ölçüde önüne geçilebilir.

1,700

Ebola’nın sert vurduğu ülkelerden Liberya’ya ABD’nin sevk ettiği yatak sayısı.

0

Dünya Sağlık Örgütü Genel Direktörü Margaret Chan göre Liberya Ebola hastaları tedavi etmek için mevcut yatak sayısı,.

Kaynak: http://www.huffingtonpost.com/2014/09/16/ebola-by-the-numbers_n_5818834.html?utm_hp_ref=world&utm_hp_ref=world

Simultane Çeviri: İstatistiksel İletişim

ebola outbreaks

Reklamlar

OPERA’DA İSTATİSTİK

Cern’deki LHC(Büyük Hadron Çarpıştırıcı) laboratuvarından yapılan açıklama bilim Dünya’sında büyük tartışmalara yol açtı. Açıklamada, yapılan deneyler sonucu nötrino parçacıklarının ışıktan daha hızlı olduğu ön görüsü savunuldu. Böylelikle Einstein’ın İzafiyet Teorisi’nin de akıbeti sorgulanmaya başlandı. Bu teoriye göre evrende hiçbir şeyin mutlak olmadığı, zamana ve mekâna göre değiştiği temeline dayanır. Einstein’ın vardığı sonuca göre, ışık hızıyla hareket edilirse uzunlukların kısalması, zamanın yavaşlaması, kütlenin bir enerji demeti haline dönüşmesi mümkündür. Bu teorem, madde ile enerjinin ünlü E=mc² formülü ile birbirine bağlı olduğunu göstermiş olur(c=ışık hızı, m=kütle). Yani bir cismin ışık hızına ulaşması halinde kütlesinin sonsuza ulaşması anlamına gelir ve fizik kanunlarına aykırıdır.

LHC laboratuvarlarında parçacık hızlandırıcılar nötrino demeti oluşturmak için kullanılır. Teknik olarak hızlandırılmış protonu sabitlenmiş bir hedefe çarptırarak yüklü piyon ve kayon oluşturmayı içerir. Bu kararsız parçacıklar daha sonra manyetik alanla hareket ederken bozunabilecekleri bir tünele odaklanır. Bu bozunan parçacıkların göreceli itmeleri isotropik nötrinolar yerine nötrino demetleri oluşturur. LHC’de elektron nötrino, tau nötrino ve müon tipi nötrinolardan yalnızca muon tipi nötrinolar üretilir.

Opera adı verilen deneyde LHC’de üretilen muon tipi nötinolar İtalya’daki Gran Sasso’da yer alan bir laboratuvara gönderiliyor. Çok yüksek enerjili nötrinoların hangi sürede ne keder yol aldığı hesaplanarak hızları tepit edilmeye çalışılıyor. Tabii ölçülecek mesafe Dünya üzerinde iki nokta, ölçülecek zaman ise ışık hızıyla kıyaslanacak büyüklükte bir olunca hesapların çok dikkatli yapılması gerekiyor. Nötrinolar çok zayıf etkileşime girdiklerinden, anlamlı sayıda nötrino tayin edebilmesi için nötrino algılayıcılarının çok büyük olması gerekir. Nötrino algılayıcıları genellikle kozmik ışın ve arka plan ışımasını engellemek için yer altına inşa edilirler.

Nötrinoların Cern’de üretildiği nokta ile İtalya’daki dedektörlerde tespit edildiği nokta arasının hassas ölçümü için GPS’ler kullanılıyor, jeodezik ölçümler yapılıyor, CERN ile Gran Sasso arasındaki 2,3+,-0,9 nano saniyelik zaman farkı hesaba katılıyor. Ölçümler için her iki tarafa da sezyum atom saatleri ve optik fiberler kuruluyor. 1967’den beri, zamanın kabul edilmiş uluslarası standardı atomik (sezyum) saate dayandırılmıştır. Bir saniye, sezyum-133 atomlarının yaydıkları mikrodalga radyasyonun, 9.162.631.770 titreşimi olarak tanımlanır. Sonuçta nötrinoların yolculuğunun başlangıç ve bitiş noktaları arasında 732 km’lik mesafe 20 cm’ye varan hassasiyetle ölçülüyor. Zaman ölçümündeki hata payı ise 10 nano saniye civarında. Tabii Cern’den gönderilen milyonlarca nötrinonun hangisi tam olarak hangi noktada üretildiği tam bilinmediğinden nötrinoların üretilebildiği bütün noktalar göz önüne alınarak “olasılık dağılımı” elde ediliyor. Matematiksel dağılımdaki ortalama belirsizlik ise 1,4 nano saniye civarında. Opera deneyinin 2009 yılından beri topladığı veriler, nötrinoların tahmin edilen zamandan 60 nano saniye daha erken Gran Sasso’ya ulaştıklarını ortaya çıkarmıştır. Bunun olabilmesi için nötrinoların ışıktan daha hızlı hareket etmeleri gerekiyor. 60 nano saniyelik fark yukarıda bahsedilen ufak hata paylarıyla açılanamayacak kadar büyük.

Opera deneyi ekibi, gözden kaçmış ya da yanlış hesaplanmış bir şey olmadığından emin olmak için sonuç analizlerini birkaç ay daha incelemiş, hata bulamamış ve sonuçlarını diğer bilim insanlarına ve halka açıklama kararı almış. Nötrinoların hız ölçüm analizinin yöntemi ve sonuçları, 23 Eylül 2011’de CERN’de Dünya’nın çeşitli yerlerinden gelen birçok bilim insanın katılımıyla gerçekleşen toplantıda da irdelendi. 15 bin kez tekrarlanan deneyden elde edilen öteölçümlerin analizi yapılırken bir sistematik hatanın yapılmış olabilir deniyor.

Yapılan açıklama ve değerlendirmeleri istatistikî boyutta incelersek, kullanılan olasılık dağılımları, ölçme teknikleri, analizler ve hatalar deneyin kilit noktalarını oluşturmaktadır.

CERN’de kullanılan ölçüm teknikleri beraberinde birçok hatayı da peşinden sürüklemiş olabilir. Ölçme hataları sebepleri ve çeşitleri OPERA deneyinin ardından uzun süre incelenmesi gereken en önemli konuların başında yer alır.

Ölçme hataları, aynı şartlar altında kaydedilmiş tekrarlı gözlemlerin birbirleri arasındaki ve ölçümü yapılan öteölçümlerin gerçek değeri arasındaki fark olarak tanımlanabilir.

Ölçümde doğru değeri belirlemek her ölçümün amacıdır. Çünkü sonuç olarak verilen kararlarda daima ölçme araçlarından elde edilen ölçüm değerlerine güvenilmektedir. Çoğu durumda ölçüm sonuçlarının doğru ve duyarlı olduğu varsayılır. Ancak bu düşünce her zaman doğru olmayabilir çünkü ölçüm ekipmanı hatalı ölçüyor ya da ölçüm hatalı yapılmış olabilir.

Hiçbir ölçüm mükemmel değildir, ayrıca ölçüm cihazları da asla ideal değildir. Bu nedenle, bütün ölçüm şekillerinde mutlaka bir miktar hata (yanlışlık değil) bulunmaktadır.

Sebepleri açısından ölçme hataları, ölçüm yapan teknisyenlerin farklı sonuçlar elde etmesi, kullanılan malzeme ve ekipmanların kullanım şekli, ölçüm model ve metotları, laboratuvarlar arası farklılıklar, kısacası bir deney düzeneğinde aklınıza gelebilecek her şey de hata söz konusudur. Fakat yapılan hata isteğe bağlı değil, doğal sebeplerden kaynaklanır ve yanlış değildir. Belirli spesifikasyon sınırları içinde toleransına izin verilebilir aksi halde hata bütün deneyde sistematik bir hataya da sebebiyet verebilir. Deney sonuçlarına ilişkin analizleri etkileyebilir ve ciddi zararlara yol açabilir.

Bu tip hatalar ve daha fazlası Opera deneyinde yapılmış olabilir. Nötrinoların ışıktan hızlı hareket edip etmemeleri belirtilen hataları göz ardı edeceğimiz anlamına da gelmez. Öyle ki hiçbir sonuç istatistikten bağımsız değildir.

 

BAŞVURULAR

http://tr.wikipedia.org/wiki/N%C3%B6trino

http://cdsweb.cern.ch/journal/CERNBulletin/2011/41/News%20Articles/1387897?ln=en

http://dsweb.cern.ch/journal/CERNBulletin/2011/41/News%20Articles/1387560?ln=en

Sabah gazetesi, sayfa 18, 24 Eylül 2011

Taraf gazetesi, sayfa 20, 24 Eylül 2011

Taşkın Tuna, Ol Dedi Oldu 1, Ol Dedi Oldu 2, Şule yayınları

Bilim Ve Teknik, Nisan 2010, Eylül 2011

Başlarken

37 yıl önce “istatistikçi” olmaya karar verdiğimde, o zaman ki en saygın üniversitelerin akademisyenleri arasında bile “istatistik bilimi” diye bir şey olduğunu bilen pek yoktu. M.E.B.’nın 1975 yılında açtığı yurtdışı yüksek lisans burs sınavında, onlarca bilim dalı arasında “istatistik”e de yer verildiğini görünce çok sevinmiştim. İstanbul Üniversitesi’nin Maçka’daki Maden Mühendisliği binasındaki sınav salonlarından birinde yerimi aldım. Sınav Kurulu’nun, her bilim dalı için hazırlanmış soru kağıtlarını, bilim dalı adını yüksek sesle duyurup elini kaldıran adaylara dağıtması yarım saatten fazla sürdü. Acaba kaç aday, “istatistik” sınavına girecekti? Soru kağıtlarını dağıtan Kurul Üyesi’nin ağzından çıkacak “istatistik” sözcüğünü heyecanla bekledim. Soru kağıdını alan yazmaya başlıyordu. Yarım saat sonunda, salonda kalem hışırtısından başka bir ses kalmadı. Her halde “istatistik” soru kağıtları diğer salonlarda dağıtıldıktan sonra buraya gelecek dedim. Bir beş on dakika da bu umutla bekledikten sonra dayanamadım ve Sınav Kurulu Üyeleri’nin oturduğu masaya gidip sessizce, “Ben istatistik sınavı için gelmiştim, ama soru kağıdımı alamadım.” dedim. Kurul Üyeleri’nin bana nasıl bir hayretle baktıkları hala gözümün önünde. Artan soru kağıtlarını bir iki dakika telaşla karıştırdıktan sonra, bir birlerine bakışarak “Yok!” dediler. İçlerinde en yaşlısı ve Kurul Başkanı olduğu anlaşılan, duruma hemen el koydu ve sorunu çabucak çözüverdi. Artan soru kağıtlarını bir de o tek tek karıştırdıktan sonra aralarından birisini seçerek bana uzattı ve “Siz de bu soruları yanıtlayın.” dedi!

Bana verilen soru kağıdına bakınca, soruların “Ekonomi” soruları olduğunu gördüm ve “Ama bunlar istatistik sorusu değil!” dedim. Beyaz kalın kaşlı Kurul Başkanı, kaşlarını kaldırıp, kalın gözlüklerinin ardından gözlerini açarak ve yine kalın sesiyle, “Farketmez!” dedi.

Bir yıl sonra, yine M.E.B.’nın Yurtdışı İstatistik Doktorası Burs sınavı açıldı. Sınava girdiğimde, tek aday olduğumu gördüm. Neyse ki, bu kez sorular hazırdı. Aradan geçen bu 35 yıllık zaman içinde, istatistik bölümlerimiz; bu bölümlerden mezun binlerce öğrencimiz; istatistik bölümlerinde yüzlerce öğretim üyemiz; iki istatistik derneğimiz; bir iki dergimiz; onlarca ders kitabımız; kongre ve sempozyumlarımız oldu. Ama gerçek anlamda bir araya henüz gelemedik ve birlik olamadık!

Neden birlik olamadığımızı ve çözüm önerilerini, orada burada, ilgili herkesin duyamayacağı biçimde, uzun uzadıya tartışmak yerine; istatistiksel iletişim®, ilgili herkesin katılımına sonuna kadar açık, çözüm önerilerinin üretilip eyleme geçirileceği bir sanal ortam  olarak tasarlandı. Otuz yıl kadar önce sanal dünyamda tohumlanan ve en az iki yıl daha geliştikten sonra gerçek dünyada ancak yerini alabileğini düşündüğüm istatistiksel i.d.e.a.®’nın dört bileşeninden ilki olan istatistiksel iletişim®, son iki ayda sanal dünyama sığmayacak kadar birden bire büyüdü ve dünyaya gözlerini açıverdi.

Küçücük yavru balıkların, güvenli ve uygun bir ortamda  düzenli beslenerek kısa zamanda olgun bir balığa dönüşmesinden esinlenerek istatistiksel iletişim®-Dalyan adını verdiğim   bu sanal ortam, İstatistik Bilimi ve Sanatı‘nın eğitimi-öğretimi, uygulaması, sorunları ve benzeri konular üzerindeki düşüncelerini,   istatistik meslek değerleri ve etik ilkelerimize saygılı  herkesle paylaşarak  onların eleştiri ve önerileri doğrultusunda yazıya ve çizgiye döktüğü düşüncelerini olgunlaştırdıktan sonra yayınlanabilir yazılı ya da görsel bir belgeye dönüştürmek isteyen ülkemizdeki istatistik öğrenen-öğreten-üreten ve tüketen herkese açık olacak.   istatistiksel iletişim®-Dalyan‘da bir balığı olan ya da bir yem atarak onları besleyenlerden oluşacak  istatistiksel iletişim® Topluluğu‘nun  üreteceği ülkemiz insanlarının istatistiksel okur-yazarlık düzeyinin yükseltilmesine katkı sağlayacak bilgiyle, toplumumuzun önününü aydınlatacağına yürekten inanıyorum.  13.06.2011